Türkiye'nin Kredi Notu 8 Yıl Sonra İlk Kez Yükseltildi!
Kredi derecelendirme kuruluşu Rating and Investment Information (R&I), Türkiye'nin yabancı para cinsinden uzun vadeli kredi notunu "BB-" seviyesinden "BB"ye yükseltti. Bu artış, Türkiye'nin kuruluş nezdindeki kredi notunun yaklaşık 8 yıl aradan sonra ilk kez yükseltilmesi anlamına geliyor. Kuruluş, not görünümünü ise "durağan" olarak teyit etti. R&I tarafından hazırlanan değerlendirme raporunda, son dönemde uygulanan makroekonomik istikrar odaklı politika çerçevesinin kredi notu artışında belirleyici olduğu vurgulandı. Enflasyonu düşürmeye yönelik sıkı para politikası ve mali disiplini önceleyen yaklaşımın, politika belirsizliklerini azaltarak makroekonomik dengelenme sürecini güçlendirdiği belirtildi.
Ekonomik aktivitede kontrollü yavaşlamaya rağmen büyümenin sürdürülebilir seviyelerde devam edeceği öngörüsü de raporda yer aldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, not artışına ilişkin değerlendirmesinde, "Makroekonomik istikrar odaklı politikalarımız sayesinde ülkemizin kredi notundaki artışlar devam ediyor" ifadelerini kullandı. Bakan Şimşek'in açıklaması, hükümetin ekonomik politikalarının uluslararası piyasalarda karşılık bulduğuna işaret ediyor.
Dış denge tarafında cari açığın belirgin şekilde daralması, sermaye girişleri ve döviz rezervlerinde hem miktar hem de kompozisyon açısından gözlenen iyileşme, Türkiye'nin dış kırılganlıklarını azaltan unsurlar arasında gösterildi. Finansal sektörün görünümüne ilişkin olarak da bankacılık sisteminin güçlü sermaye yeterliliği, yüksek karlılık ve düşük takipteki kredi oranı sayesinde finansal istikrarı desteklemeye devam ettiği belirtildi. Şubat ayında ekonomik güven endeksinin 100,7 seviyesine yükselmesi ve 11 ayın en yüksek değerine ulaşması da not artışını destekleyen faktörler arasında yer alıyor.
Reel kesim güven endeksinin son 28 ayın en yüksek seviyesine çıkması, ekonomideki toparlanma sinyallerini güçlendiriyor. Ekonomistler, kredi notu artışının yabancı yatırımcı güvenini artırarak sermaye girişlerini hızlandırabileceğini ve Türkiye'nin borçlanma maliyetlerini düşürebileceğini öngörüyor.

